Vasat Olmanın Izdırabı

Kötümser başlıklı bir yazı daha yazmak geldi içimden bugün. İçinden geldiyse de devam edeceksin [1]. Kötümser paylaşımlar herkesin benzer durumda olduğunu gösterip bizi rahatlattığından iyimser bir amaç barındırıyor aslında. Kötümserlik o kadar da kötü değildir. İnsanı gerçekçi yapar, olgunlaştırır. Tam da bu durumu harika açıklayan İlker Canikligil’in TEDx konuşmasını [2] şiddetle tavsiye ederek kendi tespitlerime geçiyorum.

Vasatlık

Doğduğumuzdan beri başarılı ve mutlu olmamız gerekiyormuş gibi bir hissiyat içindeyiz. Doğuştan getirdiğimiz bir kusur olarak tanımlamış bunu Schopenhauer [3]:

Doğuştan getirdiğimiz tek bir kusur var: Hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimize inanıyoruz… Bu kusurumuzu gidermedikçe… dünya gözümüzde çelişkilerle dolu bir yer gibi görünecektir.
Vasatlık

Yetmiyormuş gibi bir de çevre üzerimize geliyor. İzlediğimiz bütün filmlerin sonunda hak yerini buluyor, “ilahi adalet” tecelli ediyor. Benzer şekilde kişisel gelişim kitapları bir yandan bize nasıl başarılı olunacağını anlatırken gizliden gizliye mevcut başarısızlığımızı yüzümüze vuruyor. Özellikle idealist insanlar her zaman doğruyu yaparak, samimiyetle çalışarak, araştırarak, soru sorarak, okuyarak, kısa yollara sapmadan uzun vadeli hedefe kilitlenerek eninde sonunda başarıya ulaşacaklarını düşünürler. Fakat ne yazık ki her idealist insan başarıya ulaşamaz. Aslında belki ulaşabileceği başarıya ulaşmıştır ama her seferinde hedefi yükselttiğinden bir türlü tatmin olamaz. Yaptığı şey ona her zaman vasatlık olarak görünür. Aklı başında bir insan her zaman kendisinden daha iyi başarılı insanların olduğunu fark eder ve onları takdir eder. Bunu birçokları gibi görmezden gelemez.

Kapsam Dışı

Daha fazla irdelemeden önce, hani o sınavlarda kopya çeken, müdür gidince soliter penceresini açan, sadece dizisi çekilen kitapları okuyanlar var ya, onları kastetmiyorum. Lütfen burada o kişiler empati yapmasınlar. Onlar muhtemelen bahsettiğim kitleden daha mutlu bir hayat sürüyorlardır. Onlar kendini biliyor.

Zirve Dolu

Burayı uzatmak istemiyorum, zaten tahmin ediyorsunuz. Başarı kavramı zaten göreceli, şans faktörü çok etkili, genler var, çevre var. Bir de zaten istatistiksel olarak (gaussian’ın tepesini düşünün) birilerinin başarısız olması lazım ki diğerleri başarılı olsun. Dolayısı ile büyük ihtimalle bu kişiler en azından kendilerine göre başarılı olamayacaklar.

Uzun Vade — Kısa Vade

Bu bir inanç olmamakla beraber özellikle teknik alanlarda, her zaman altyapılara (genellikle bilgi) yatırım yapmanın, alttaki teoriyi öğrenmenin, satın alıp kullanmak yerine kendi kendine üretmenin uzun vadede iyi sonuçları olacağını düşünmüş ve görmüşümdür. Bunu basit bir yazılım mimarisi problemine indirgersek örneğin, sizi uzun vadede başarıya ulaştıracak mimari ile kısa vadede başarıya ulaştıracak mimariler bellidir. Her mimari eğitimimde mutlaka bir kere açtığım diyagramı [6] burada vermeliyim:

Domain Model mimarisinin kısa vadede değil uzun vadede faydasını gösterir diyagram. Problem karmaşıklığı ile her bir yeni güncelleme için sarfedilecek çabanın lineer ilişkisini gösterir.

Konunun ne olduğu çok önemli değil, önemli olan uzun vadede başarıya ulaştıracak şeyin kısa vadede bir faydası olmayacağıdır. Faydacılığın tam tersinden bahsediyoruz burada. Her alanda mutlaka böyle bir uzun vade/kısa vade diyagramı vardır. En sevdiklerimden bir tanesi de şu:

Görünüşe göre nerd’leri pek eğlenceli yirmili-otuzlu yaşlar beklemiyor. Sorun şu ki burada basit bir yazılım mimarisinden değil hayat kadar karmaşık bir şeyden bahsediyoruz. Birincisi o yaşları görememe ihtimali var. Vay göremedim ne çalışmıştım halbuki falan bile demeye zaman olmayabilir. İkincisi başarı bir şekilde oluşmayabilir. En önemlisi kendin değişeceğin için olmayabilir. Şekildeki gibi ortogonal X, Y uzayından da bahsetmiyoruz. Eğik bükük çok parametreli bir uzay olsa gerek hayat-mutluluk-başarı uzayı. Özellikle mutluluk ölçülemeyen subjektif bir kavram [4]. Başarılı olsan bile hiç mutlu hissetmeyebilirsin pekela. Bir de gittiğin yol çıkmaz sokak (cul-de-sac) olabilir. Seth Godin’in The Dip kitabında [5] detaylı analizler bulubilirsiniz bu konuda.

Neden Böyle?

Durumu tespit ettiysek şunu soralım kendimize. Peki neden böyle oluyor? Haksızlık değil mi bu? Benim cevabım şudur:

Çünkü bunların hiçbir önsel anlamı yok.

Dünyaya başarılı ya da mutlu olmak için gelmedin. Tersi yani mutsuzluk için de gelmedin. Üst bir akıl yok. Varoluşsal olarak bir anlamın yok (gençler bu yazıyı ailenizle birlikte okuyun). Sen gelmeden ve akıl yürütmeye başlamadan önce varlığının hiç bir anlamı yoktu. Kendi anlamını kendin yarattın. Ve işler yolunda gitmiyorsa anlamını değiştirebilirsin. Eğer uzun vadeli planın için, kısa vadeli bir şeylere katlanıyorsan bu riski alma. Gerçekten yolun kendisi de seni mutlu ediyorsa devam edebilirsin. Van Gogh’un tablolarını sadece sevdiği için yaptığını, “ben ölünce anlayacaklar ne kadar iyi olduğumu” hırsı ile yaptığını sanmıyorum. Kaldı ki mutlu olmak için en iyi ressam olmaya da gerek yok. İdealist insanlar kendi dünyalarında bir şekilde bir olgunluk sistemi geliştirmeliler. Kendi kendilerine bir takdir çıkartabilmeliler. İnsan doğasının yapay hırsları biraz serbest bırakabildiğinde kendisini mutlu edecek adaptasyonu sağlayacak bir sisteminin olduğunu sanıyorum. Bitişi de Shopenhauer ile yapalım. Aslında bu sözü Alain de Botton yorumlayarak iletiyor [3]:

Dünya üzerindeki bütün canlılar aynı derecede anlamsız olan varoluşlarına aynı büyük istekle sarılmışlar.

Sen yeter ki iste tarzı başarıyı kaçınılmaz gören saçma bir slogan ile karıştırılmasın bu. Orada karıncaların bitmek tükenmek bilmeyen çalışma içgüdüsünden ve hayatta kalma isteklerinden bahsediliyor. Ayrıca başarı garanti değil, bir böcek gelip pat diye yiyor çok çalışan karıncayı.

Sevdiğin işi yapmanın ya da çok çalışmanın bir başarı garantisi yok belki ama onun sonunda gelen vasatlığın bile hayatın boyunca sevmediğin işi yapmanın vereceği amaçsızlıktan daha değerli olabileceğini öne sürüyorum. Elde edilen vasatlığın ızdırap mı mutluluk mu olacağı ise önceden hazırlıklı olup fazla anlam yüklememekten geçiyor sanki…

Kaynakça

[1] Anlam Arayışı, Kendini Geliştirmek ve Motivasyon Üzerine
[2] Kötümserleri Sevin, Onlar Sizin Gerçek Dostlarınızdır. | İlker Canikligil | TEDxIstanbul
[3] De Botton, Alain. The consolations of philosophy. Vintage, 2013.
[4] Harari, Yuval Noah. Homo Deus: A brief history of tomorrow. Random House, 2016.
[5] Godin, Seth. The dip: A little book that teaches you when to quit (and when to stick). Penguin, 2007.
[6] Fowler, Martin. Patterns of enterprise application architecture. Addison-Wesley Longman Publishing Co., Inc., 2002.

Geri bildirimler için yazıyı Medium'da aç.